Müzik. Yıkıcı güdü.

Geçmişten gelenin, geleneksel olanın yıkılması, yok edilmesi, yerine “çağın gereklerine uygun” şeylerin getirilmesi fikri.

Çağın gereği derken çağın analizi ne şekilde yapılıyor ve ne şekilde yorumlanıyor ki gerekleri anlaşılabilsin(?). Çağın bizi getirdiği noktanın aynası mı müzik ve müzik gerekleri? Öyle mi olmalı? Bu yaşadığımız dünyayı tamamıyla olumlamak değil mi? Olumlanacak dünyayı doğru anladık mı? İhtiyacımız olan bu mu? Endüstriyel sesleri duymak, müziğin de (yıkıcı biçimde) bu şekle, bu renge bürünmesi gerekliliği midir?

Yoksa geleneksel kabul ettiğin müzik, köken ve gelişim aşamalarında sınıfsal ya da ideolojik olarak karşıt kabul ettiğin bağlantıları olduğu için tamamen olumsuzlanması gereken bir şey mi oluyor. Belki de geleneksel olan bazı şeyler (sanat gibi, müzik gibi) insanın insanlığını saklayabildiği yerlerden biridir. Edebiyatta mesela? Ne yapalım Shakespeare’i yakalım mı? Kimse eski gördüğüyle bir şey yapmasın mı?

Eskiyi eski olarak etiketlemek ve olduğu gibi kabul etmenin ötesinde, ona saldırmak ihtiyacı hissediyorsan, uygarlık düzleminde çocuksun, politik düzlemde faşistsin demektir. Eski de olsa, farklı olanı olduğu gibi kabullenemiyorsan, ve hatta onu küçümsüyor, ona saldırıyor, karşıt söylem geliştirmeye çalışıyorsan; bu senin cehaletin, o cehaletten ve özgüven eksikliğinden kaynaklanan nefretin ve faşist güdülerinden başka bir şey değildir. Başka politik sıfat yakıştırmana gerek yok kendine.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *